Category Archives: Fiction

The Virgin Suicides – Jeffrey Eugenides

Standard

“You’re not even old enough to know how bad life gets.”

“You had to see it like a modern painting or something.”

“When girls get to be about 12, their tits bleed.”

Soap opera smell

Jesus is the one she should’ve had a picture of

…through the wrinkles and unruly eyebrows…

Institutional food

the virgin suicides

Advertisements

Hep Sevgili Kalalım – Birol İnan

Standard

hep sevgili kalalim

Hep Sevgili Kalalım’ı bitirmem çok zamanımı aldı. Neden mi? Çünkü ne zaman başına otursam yapmam gereken işlerin hepsini serdim. Yoksa ne iri bir kitap ne de hikâye baştan sona ayağını sürüyor. Aksine konu öyle insanı içine çekiyor ki okumanın haricinde hemen her şey sırasını beklemek zorunda kalıyor.

Kitabı bitirmemin zaman almasındaki bir diğer etken de okurken çok not almam, geri dönüp belli yerleri tekrar tekrar okumam.

IMG_6709

Yukarıda görüldüğü gibi; Hep Sevgili Kalalım benimle kuaföre bile gitti.

Hep Sevgili Kalalım, yeni bir kitap. Bu yılın haziran ayında Mona Kitap’tan çıktı. Benim bu kadar kısa sürede dünyanın öbür ucunda bu kitabı okuma şansına erişme nedenimse yazarın kardeşinin yakın arkadaşım olması.

Belli ki Birol İnan’ın inceliklerle dolu bir dünyası var. Ben özellikle şarap, mimari, müzik, resim ve insanların doğal yapısı arasında kurduğu bağlantıları çok beğendim. Altı çizilenlere geçmeden önce belirtmek isterim 🙂

Altı Çizilenler

Dostluklarının çimentosu ortak damak tatlarıydı.

Ruhumun adresini bilemedi oysa her şey çok güzel olacaktı.

Bulutlar dağılıyordu ama Londra’nın değil, Demir’in ruhundakiler.

Yaptığı imla hatalarındaki viski kokusu burnuna geliyordu.

Asıl üzüldüğü Rüya’nın ondan kopması değil, Rüya’nın anılarında da olsa tanıdığı gibi kalamamasıydı.

Uzun bir sessizlik oldu. Her ikisinin de içinden geçenler vardı elbet, kaybetme korkusuyla konuşamadıkları.

Ben seni gecikmiş trendeki kavuşamamış yolcu misali sevmiştim. Talihsizliğim, sevdiğimi anlamamış olmak.

Bir kadın seni seviyorsa; yanında kedi bile sevemezsin.

Seyrine doyamadığımız kokulu bir oyundu ilişkimiz. Onda hapis kalır, alışır, kendinizi cennette yaşıyor sanırdınız.

Kelimeler kilit vurulduğunda özünü anlatamazsın, özünü anlatamazsan özünü yaşatamazsın.

‘’Sadece yaşam yoğunluğu olanın biçim yoğunluğu vardır.’’ Nafi Çil

Pride and Prejudice and Zombies – Seth Grahame-Smith and Jane Austen

Image

5899779

“It is a truth universally acknowledged that a zombie in possession of brains must be in want of more brains.”

So begins Pride and Prejudice and Zombies, an expanded edition of the beloved Jane Austen novel featuring all-new scenes of bone-crunching zombie mayhem. As our story opens, a mysterious plague has fallen upon the quiet English village of Meryton—and the dead are returning to life! Feisty heroine Elizabeth Bennet is determined to wipe out the zombie menace, but she’s soon distracted by the arrival of the haughty and arrogant Mr. Darcy. What ensues is a delightful comedy of manners with plenty of civilised sparring between the two young lovers—and even more violent sparring on the blood-soaked battlefield. Can Elizabeth vanquish the spawn of Satan? And overcome the social prejudices of the class-conscious landed gentry? Complete with romance, heartbreak, swordfights, cannibalism, and thousands of rotting corpses, Pride and Prejudice and Zombies transforms a masterpiece of world literature into something you’d actually want to read.

A Dog’s Purpose – W. Bruce Cameron

Standard

Dogs have important jobs, like barking when the doorbell rings, but cats have no function in a house whatsoever.

My purpose, my whole life, had been to love him and be with him, to make him happy. I didn’t want to cause any unhappiness now—in that way, I decided it was probably better than he wasn’t here to see this, though I missed him so much at that moment the ache of it was as bad as the strange pains in my belly.

Humans were capable of so many amazing things, but too often they just sat making words, not doing anything.

For the next several minutes nothing much happened, biscuit wise.

Humans are so much more complex than dogs, with such a broad range of feelings—though there were many times I missed the Yard, for the most part I was now living a far richer life, even though I often didn’t know what was going on.”

Lennon said that life’s what happens when you’re making other plans.

a dog's purpose

The Toymaker – Liam Pieper

Standard

I was a little reluctant to read this book as it’s Pieper’s first novel even though I really enjoyed his memoir, The Feel-Good Hit of the Year, which I read last year.

I met him in Bali during Ubud Writers and Readers Festival some years ago along with beloved Rayya Ellias and some other authors from different countries as well. He looked so young to me to have the life experience to be a good writer. Well I was wrong. Because The Toymaker—just like Pieper’s memoir—is a very well researched, intricately pieced together and emotionally mature first novel.

If you’re a writer yourself, not many authors can actually surprise you. This seems to be a reoccurring theme with me these days. I did guess certain parts of the story even way before they actually happened but the last twist did take me by surprise. I highly recommend The Toymaker.

16 the toymaker

Here’s my favourite lines from the book:

The nephews had the excitable inbred quality that lurked inside all Irish, expressing itself like bad poetry across the features.

She considered herself a realist, and while she’d never managed to make a relationship last very long before Adam, growing around her chaotic, fabulist parents had inadvertently educated her in exactly what a marriage was, which was a contract to be negotiated time and again as the currencies brought to the table—sex, loyalty, companionship, family—waxed and waned.

This was an empire that had carved itself out of snow and sadness, a nation of people where each had been given both a life not worth living and an iron will to survive.

She wondered what it meant about the species that the internet was the pinnacle of human achievement and democracy, and it had become a giant scream of loneliness and insanity.

‘They say there are no atheists at the end of a gun.’

‘But anger is unproductive. It is useful for a minute, if you need to flee, if you need to fight, but in the camps, neither of those things were an option, and in the aftermath, even less so. Those of us who survived had to learn to temper our hatred, or it would destroy us. We are not machines designed to be run red hot. We must rest, we must heal. If we cannot let go of fear and hatred, we will always be in the camps.’

A man needs to be busy, especially when he’s sad.

I am Russian, after all. Without some kind of angst we feel lonely.

Sevginin Eşsiz Kışı – İnci Aral

Standard

15 sevginin essiz kisi

Sevginin Eşsiz Kışı
Anlam kazanmamış bir fısıltı gibiydi gece.

İçine aldı, canına kattı. Uzak, derin, dipsiz bir boşluğa, karanlığa aktılar birlikte.

İçimde bir gece var ki başkası silkeleyemez o karanlığı.

Bir Gün Sevgiyle
Öğrenmemiştin ki daha, sevmek bir hırpalanma, savrulup dağılma, inatlaşmadır. Hiçbir kesinliği ve kuralı olmayan, havada, geçip giden bir oyundur.

İnsanın kazandığından emin olmadığını, yitirmekten korktuğunu, yitirmiş olduğunu en çok sevdiğini o zaman bilmiyordun sen Bersu. Ne çok zaman aldı bunu öğrenmen. Sevmenin unutmaya çalışmak demek olduğunu ne zor anladın.

Sevmek insanın yaşamında bir geçiş noktası, diye düşündü. Kendini arayıp bulmaya giden yolda önemli bir durak.

Sevmenin, o yükselişin ne olursa olsun durulmaya, yatışmaya yazgılı çok renkli bir yalnızlık olduğunu sonunda öğrendiğini düşündü.

Fırtına Kuşu
Sen beni hiçbir zaman gerçek anlamda özlemedin, dedim. Kafanda taşıdığın bir düşünceydim ben. Yalnızlık duyduğunda oyalandığın bir resim. Asla tedirginlik ve sorun yaratmaması gereken bir gölge kadın. Soyut bir varlık.

Ama şimdi yaşananlardan kalabilecek olanı da yok etmekten korkuyoruz ikimiz de. Yangından önce kurtarılacak ne sence? Dostluk mu?

Unutmak mı? dedi. Seni kafamdan atmayı başardığım kısacık sürelerde bile geçiştirilmiş, daha doğrusu ertelenmiş bir ağrıydın içimde.

Kendini savunurken beni suçlamaya gereksinmen olduğunu biliyorum, dedim. Haydi üst üste ekle yanlışlarımı, toplayıp çıkararak, bölüp çarparak… Sonuç olarak yüklü bir toplam kuruyorsun kafanda değil mi?

Fuat Paşa Konağı
Sen evde dırdırcı bir karısı, üç beş kedisi, saksılar dolusu çiçeği olabilecek bir adamsın.

Sevgi bitmemişti, soluğumuz kesilmişti.

Buluşma
İçinde yaşadığın dünya solmuş bir kumaş gibi renk atmıştı. Önümüzdeki yıllardan ürküyordun.

Kutu
Ev, karanlık ve gizliydi. Nedenini düşünmeden çekmek zorunda olduğuna inandığı çile için bulunmaz bir yerdi sanki. Işık sızmaz kara bir çukurdu.

Akçam yemeğini ocağa koyduğunda her yer toplanmış, temizlenmiş, yerini bulmuş olurdu. Öğle sonundan akşamüzerine kadar sürecek ve çocuklar okuldan geldiğinde yeniden bozulmaya başlayacak olan o kısa süreli düzeni sağlamak için yaşadığını düşünürdü çoğu zaman Solmaz.

Hiç kimse olmak istediği, olduğunu sandığı, olabileceğini düşündüğü insan değil zaten. Ama bunu anlamak çok uzun sürüyor.

Arabesk Yerine
İnsanın duygularının ona öğretilmiş, değer olarak belletilmiş yargılarla pek uyuşmadığını sezdi keskin bir iç acısıyla.

Son Ada – Zülfü Livaneli

Standard

13 son ada

“Hayattan öğrendiğim bir şey var. Her yerde kötülük çok kuvvetli ve zor yeniliyor. İyilik daha zayıf kalıyor.”

Biz insanlar evren hakkında düşünürüz, yargılara varırız ama evrenin bizim hakkımızda ne düşündüğünü hiç merak etmeyiz.

Tebaasının yüzüne bakma alçakgönüllülüğünü gösteren kaknem bir prenses gibiydi.

“Evet, ülke yönetmeyi siyasi, etnik ve dini grupları birbirine düşürmek olarak anlayan bir kafası vardı. Bunu yüksek siyaset olarak görüyordu.”

Kişiliğinin bir noktasına, kimsenin aşamadığı bir set çekmişti. Oraya kadar gelip duvara dayanıyordunuz.

“Eşitlik, dostluk, demokrasi.. Bunlar hep zayıfların uydurduğu saçmalıklar. Çünkü onların yaşayabilmek için bu gibi kavramlara ihtiyacı var. Güçlünün ise bir tek isteği var: Daha fazla güç!”

Yasak tanımaz rüzgar
Zincir vurulamaz martıya
Bir de insanın kalbine

Martıların çok akıllı ve örgütlenebilen bir tür olduğunu okumuştuk ama bir kısmının kiremit kırma, bir kısmının insanlara saldırma işine ayrıldığını, bazı martıların ise birer kamikaze gibi intihar saldırısı yapma görevini üstlendiğini anlayınca gördüklerimize, duyduklarımıza inanamaz hale geldik.

Ne yapayım sevgili dostum, ben hiçbir zaman senin kadar kararlı, senin kadar tutarlı olamadım. Topluluktan bu kadar ayrı düşünmeye, bu kadar tek başına kalmaya cesaretim yoktu. Sen her zamanki gibi haklıydın, doğruları cesaretle savunmak, ileride daha az zarar görmek için başvurulması gereken en önemli yoldu ama, şimdi itiraf edebilirim ki martıların vahşeti beni de ürkütmüştü.

15

Bundan sonraki sekiz ay, boş bir kitap sayfası kadar olaysız ve tekdüze geçti.

Kafamdaki iyilik-kötülük düğümü biraz daha dolaşmış, biraz daha karmaşıklaşmıştı.

Ben sesimi çıkarmadım çünkü son aylarda yaşadıklarım, bana bir şeyi aklımdan hiç çıkmayan bir hayat dersi olarak öğretmişti: Ne yaparsan yap, ama adalıların rüyalarını çalmaya kalkma. Bir umuda bağlanmak isteyen komşularına bunun yalan olduğunu söyleme, kimseyi gerçekçi olmaya çağırma. Çünkü bunalan insanların, yalan bile olsa bir umuda sığınma ihtiyaçları, gerçeği söyleyenlerden nefret etmesine yol açıyor.

Bir gözyaşı, zevk ve şefkat cibinliğiyle örtülmüş gibi birbirimize sarıldığımız anlar, gerçekten de yaşamımın en –belki de tek– değerli anlarıydı.

Kulak misafiri olduğum bu konuşulanlar, insanoğlunu anlama yolundaki bütün çabalarımın boşuna olduğunu gösteriyordu bana.

Biz boyun eğdiğimiz ve adım adım içine sürüklendiğimiz zulmün ne kadar kötüleşebileceğini tahmin edemediğimiz için yenilmiştik.