Arafat’ta Bir Çocuk – Zülfü Livaneli

Standard
Arafat’ta Bir Çocuk
Gövdesinin her yerinde birden duyuyordu korkuyu. Ya gerçekten domuzsa yediği? Bir tuhaf kokuyordu et. Ne derdi babası? Kemiklerini kırardı döve döve. Karnında kurtlar dolaşacaktı şimdi. Domuz kurtları dolaşacaktı. Kıyamete kadar cehennemlik olmuştu bilmeden. Kurtlar kaynaşacak, karnını dolduracaklardı. Kurtuluş yoktu bundan. Bütün bedeni domuz okacak, kendisi de domuza benzeyecekti.
Bütün Kuşların Uykusu
Yeşil gözlü olanı, iltihaplı bir nefretle baktı ona: ‘’Eşek cennetini boylayacaksın birazdan!’’ dedi.
Niye beni bu kadar öldürmek istiyor, diye düşündü. Tanımadığı genç bir adamın böyle nefretle, kendinden geçerek onu öldürmek istemesine inanamadı.
Dokuma İşçisi ile Şair
Şiir iç denge ister. Tek tek kişilerle değil, kitleyle uğraşmaktır şiirin işi.
Hayattan ve kalbimden bütün izlenimleri süzüp bir damla gibi dökmeliyim, anlıyor musun? Kitleleri aydınlatacak, harekete geçirecek kavga şiiri…gerçek şiir! Yazamıyorum. Bugün, bu yaşadığımız gün fazla etki yapıyor. Bugünü fazla yaşadın mı yazamazsın. Olaylara ve kendime uzaktan bakabilmeliyim. Hatta sana da, sana da… Bir kavganın, bir mücadelenin, çiçek açan hayatın dilidir şiir. Kavganın içinde nabız gibi atar ve yüceltir onu.  
Gece havası birden çarptı. Ömründe bu kadar tatlı bir hava görmemişti; ılık, tül gibi sarıyordu her yanını.  
Hep araba, hep asker, hep silah, öldürme, kan!’’ dedi. ‘’Sokakta yürüyorsun, karşıdan karşıya geçiyorsun, dükkana giriyorsun. Her taraf polis dolu, asker dolu; kol geziyorlar. Soluk alamaz oldum bugün. Bir oraya vurdum bir buraya. Bütün solcuların evlerini arayacaklarmış. Herkes bunu konuşuyor. Geçenki arama gibi. Ne biçim mücadeledir, ne biçim kavgadır bu! Örgütsüz, darmadağın. Sen benim evime geliyorsun, ben senin evine. Çocuk oyuncağı gibi. Bütün solcular birbirlerinin evinde yakalanıyor.’’ 
Seçenek
Çocuğun gösterdiği parkın içinden geçerken, akşamları Anadolu kentlerine çöken hüznü, insanları birbirine sokulmaya iten gizemli havayı duydu. 
‘Tarihsel bir tortu gibi…’ diye düşündü. 
Görüş
Müslim, esmerlikten saçları lacivert gibi görünen zayıf bir adamdı. Yeni tıraş olduğu zaman bile sakal dipleri yüzünü gölgeli gösterirdi. 
Yüreğinin yumuşadığını, mayalı hamur gibi kabardığını duydu. 
Geldi gene alikıran başkesen… 
Herkesten bir baş uzunmuş gibiydi. Kendinden kısalarda bir eciş bücüşlük seziyordu, uzunlarda ise bir hımbıllık, sarkık bir anlatım… 
Çamurdan yapılmış da son anda çarpıtlmış kirli bir yontu gibiydi.
Sıkıntılı Günler
Ömrünün boşa gittiğini ve artık değişmeyeceğini en yoğun ve kesin duyduğu, kendine acıdığı anlardı bunlar. Arada bir gelirdi bu duygu. 
Tutuklu gibi yaşayacaktı o loş evde, kapitone sabahlıklı, kılcal damarları görünen kadınla; her gün o plastik çiçekleri, yer yer kelleşmiş, kirli kadife koltukları, formika masayı, sarımtırak iç bulandırıcı bir hüznü, beceriksiz bir hadım erkekliği taşıyarak.
Kendisi yokken evde ne yaptıklarını hüç düşünmemişti. Bir erinç, bir sessizlik vardı mutlak. Evi zehirleyen kendi varlığıydı.
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s