Pusuda Kin – Saliha Scheinhardt

Standard

Demir parmaklıklar ardında kendi yalnızlığımla baş başa kalışımın üzerinden mevsimler geçti. Bu dördüncü bahardır dışarıda inadına fışkıran.

Tarla tapan, ağıl ahır bekler mi, iş bekler mi, boğaz bekler mi? Elbet çalışacaksın, eskisinden daha çok çalışacaksın, eller kollar azalmış, iş azalmamış, her yere kadınlar koşar, çiçeği burnunda dullar, kara yazılılarım, aldılar köylerimizden olanca genç erkeği götürdüler, bacalar tütmez oldu, ocaklar söndü, tenleri kurudu kısrak gibi gencecik gelinlerin daha doya doya okşanmadan.

Kaynanam yanıma yaklaştı; içeri gir kızım, başını bağla, konu komşu seni böyle görmesin, ilk günden dile düşmeyelim! Dedi. O anda bir şey paramparça oldu içimde, unufak, dizlerimin bağı çözüldü, yatak odamıza gittim koşarcasına, kapıyı içinden kilitledim, ağlamaya başladım. Bu, benim için bir şeylerin artık değiştirilemeyecek kadar ileri gittiğinin habercisiydi.

Diri diri gömülmüş olmanın ne demek olduğunu özgür bir insan nasıl anlasın? Ölü olduğumuzu cüretle söyleyebilecek kadar ruhlarımız kıpırtısız hayata karşı.

Bizim bize has bir alfabemiz var, bizim sadece bizim anladığımız ortak bir dilimiz var. Sevginin dili bile burada başkadır.

Nasıl farklıydı kültürlerimiz, onlar nasıl da özgürdüler beyinlerinde, bedenlerinde, yaşarlarken, düşünürlerken, severlerken, nefret ederlerken. Seçimlerini yaparlarken hayata dair nasıl pervasız, namus anlayışları ne kadar farklı ve akıl yolluydular, ama daha mı mutluydular, ne bileyim ben, ama onlar benden daha az korkuyorlardı hayattan.

Ağabeyim Almanya’da zaman zaman yüyecek sıkıntısı çektiklerini, Alman kasaplardan aynı bıçakla domuzu da kestikleri için et almadıklarını, ama artık yavaş yavaş gruplar oluşturup, kendileri şahadet getirerek hayvan kestiklerini anlattığında ‘ana, domuz niye mundarmış ki?’ diye sorduydum da anam; ‘Her boka burnunu sokarmış, bir de karısını kıskanmazmış pis şey’ deyip kesiverdiydi, sonra ben de; ‘eee ne olmuş ki, tavuk da bok yiyor…’ diye karşılık vermiş, ‘ben orasını bilmem, ayrıca sen de çok sorma, zahir hocalar yalan söylemez’ demişti.

Böyle ne ahlakla ne insan aklıyla hiçbir iligisi olmayan kuralların yaşamı belirlediği bir toplum ne kadar sağlıklı olabilir ki, derdim. (hülle denen olay üzerine)

Ben bir yol kendi köyümden koparıldım, daha ergen olmadan bir başka ailenin yaşamına teğelleniverdim…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s