Kıran Resimleri – İnci Aral

Standard

ŞERİFE
Yaşamak şimdi var şimdi yok bir hiçlik, bir karşı koyuş, bir büyük direnmeydi. İçi paramparça oldu ama acısı yıldırmadı, yıkmadı onu. Tam tersine kaya gibi kurşun işlemez oldu. Sayfa 8.

Şerife Omay’ın yüreği çok yaşlı. Yüz yaşında. Takvim yaşı kırkaltı.

 

ELİF

Işıltılı, yer yer işlemeli bir beyazlığın içinde oturuyor. Kınadan kararmış ellerini yorgun bir gevşeklikle kucağında unutmuş. Duvağın altında incecik incecik örülüp bağlanmış saçları, Mehmet Ali uğraşıp çözsün diye.

Ağıtları, türküleri gökyüzünün sıcağında eriyip gitti. Çatlayıp karardı yüzleri gözleri.

Öylece oturuyor. Dimdik. Yerinden kıpırdamadan. Uçsuz bucaksız bir beyazlığın ortasında bir eylül güneşi düşleyerek. Odaya girip çıkan, dışarının soğuğunu, ıslak ot kokusunu taşıyan kızlara, kadınlara görmeden bakarak ve kendini gövdeler arasında cansız, zamandan kopuk, ağırlıksız bir nesne gibi duyarak. Sessizce akıp odanın kalabalık uğultusuna karışıyor hiç bir şey duymadan. Bir tek, geldi, Mehmet Ali geldi! haberine açık.

 

Ağaçların ıslak, yapraksız dalları gökyüzünün bozbulank dağılmışlığında ürkütücü kartal sürüleri gibi çoğalıyor.

 

İşlemeli bir beyazlığın ortasında kırmızı bir kuşak durmadan kanıyor. Durmadan kanıyor ve beyazı kırmızıya boyuyor.

 

Ne toprak kavgasıdır bu, ne din ne iman. Ne alınacak var ne verilecek. Ne düşmandır ne talan. Nasıl bir çılgınlık ki bunlar hiç mi sevmemişlerdir insanı, kuşu böceği, uçanı koşanı, suyu toprağı, yağmuru güneşi, otu çiçeği? Sevmemişler midir ki el vurur ateş salarlar? Kimdir bunlar ki kim kimin üstüne salar?

 

Ölümcül bir bekleyişin ağır sessizliğine sıvanıyor zaman. Açlık susuzluk kalakalıyor. Sevgiler sevinçler donmuş. Acı pusuda.

 

Yaşamı yeniden yakalayıp tutmak için zaman gerekecekti. Bir şaşkınlık kalacaktı geriye. Acılar dibe çökecekti. Anılar kalacaktı.

 

SELVER

Nasıl ve ne demeye yaşayacak ki yaşarsa hep yüksek sesle konuşacak kendi kendisiyle giderilmez sessizlikleri yenebilsin diye.

ZEYCAN

O çarşafla gezip tırnaklarının ucunu göstermeyen, peçe takan ya da yüzlerini şemsiyelerle gizleyen kadınlar neler yapmamışlardı ki! Tanrının gözüne girmek için çarşafın karanlığına sığınmak yetecek mi sanıyorlardı?

Evler, dükkanlar, camlar, tahtalar onarılırdı elbet. Peki ya insanlar? Ya onların yaraları, yıkıntıları, yangınları? Ya gidip de dönmeyenler, kalanlar?

 

Ağlıyor Zeycan. Bağırarak, sözcükler ağzında birbirine dolaşarak, yeterince anlaşılamadan. Sövüyor, ileniyor. Nicedir içinde biriktirdiği nefretle, acısının şimdiye dek açıkça sese dönüşememiş çoğalmışlığıyla.

 

ÖZDEMİR

Gece gündüz bir kan gölünün ortasında boğulur gibi yaşıyor.

Gecenin bilmem hangi saatinde ya da sabahın köründe kafası karmakarışık, yorgun, içinde oturup doya doya ağlama isteğiyle aynalarda gerçek yüzünü aradığını görseler şaşıp kalırlar.

İçi bulanmıştı, ürkmüştü onlara baktıkça, zorlama gülümsemesi ağzına sıvaşıp durmuştu donmuş yağ gibi…

 

Bu boşunalık duygusu mu? Bu çabalarının bir sonuç vereceğinden umudu kesme çıkmazı mı?

 

Dayanmak zorundaydı, yaşamı boyunca sürebilecek bir iç hesaplaşmadan ancak böyle kurtulabilirdi. Kimseye verilecek hesabı kalmamalıydı, kendine bile.

 

ÖKKEŞ

Konuşmuyor da sanki çok uzaklardan çakal ulumaları geliyor. Sonra gitgide yükseliyor ses, çınlıyor kubbede. Oraya çarpıp çarpıp geri geliyor, toplananların kulaklarına akıyor. Kulaklardan daha içlere iniyor, birikip bastırılmış ne varsa ayaklanıyor. Açlıkla, coşkuyla, kuşkulanmadan, hemen inanarak içiyorlar sesi. Allah Allah sesleri dolduruyor camiyi. O anda, o birlikte ve coşkulu boşalışta ne çok benziyorlar birbirlerine. Yüzleri ayrı ayrı olsa da.

Gözleri topluluğa bakıyordu imamın ama kördü sanki. Buz gibiydiler. Uykuda ve bağnaz. Kendinden geçmişçesine ileri geri sallanıyordu gövdesi. Bitsin bu pislik artık. Düzelsin ortalık. Döllerini kurutmak gerek ki tükensinler. Böyle istiyor yğce yaratan.

 

GÜHER

… şeytandan başkasının aklı ermemiştir bunların ne yaptığına katran gibi koyu kanım akmıyor artık dolanmıyor katılıp kalmış bırakın artık

… yani ben büsbütün rezil mi olacağım kendime ve böyle şeyleri hiç anlamayan rezil olmamış insanların gözünde rezil mi olacağım şimdi insan öyle böyle yaşıyor ne de olsa unutuyor her bir şeyi alışıyor yani unutmak demekse yüreğim vurmuyor kanım dolanmıyor yoksa dayanamaz ki insan.
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s