Geniş Zamanlar – Ayşe Kulin

Standard
Tanrım, ne manasız ve ne uzun bir adam. Kendi ülkemin orta boylu, tıknaz, kıçı yere yakın ve kadınlara hizmeti zül sayan esmer erkeklerine müthiş bir hasret duyuyorum birden.
Sütlerin içinde boğul emi, süt tenli İngiliz.
Ben kendimi insandan bile saymıyorum, hanım, demişti Fatik, Bu alına yazılanı, hiçbir gurşun sökemez. Eliyle alnına vurmuştu çat çat.
Öyle anlatıyordu Fatik ve öyle bir umutsuzluğa düşürüyordu ki beni, sanki bu ülkede, o kadınların geçmiş ya da gelecek zamanları yoktu. Onlar, hep geniş zamanlarda yaşarlardı. Dünleri de yarınları da bugündü; böyle gelmiş böyle giderdi, hiç değişmeden!
Ne de olsa hücrelerine sinmişti kondu kültürü.
Saf Zehra! Gecekondu çevresinin dışındaki kadınların hırpalanmadığını zannetmişti hep. Benim sosyal sınıfımdaki hemcinslerinin her zaman bakımlı, alımlı ve mutlu olduklarını sanıyor, öykünüp duruyordu bizim gibilere. Anası içinse, kadın doğuştan kısmetsizdi, kural olarak.
‘’İster zengin, ister fakir olsun, garı kısmının gaderi değişmez, dedim ama, anlatamamdım,’’ demişti Fatik, ‘’Şimdi gördü işte gözleriğnen.’’
Ben onu nasıl sevmiyor ve istemiyorsam, kocam da bana karşı aynı duygular içinde. Aynı yolun yolcularıyız; benim gibi, derin, dipsiz ve karanlık bir kuyuda yaşıyor o da. Onu kuyusuna kim itti acaba?
Ne demişti hoca, şeytan böyle gelir girerdi insanın ruhuna işte. Uykuda! Sinsice girer, bedenine sahip olurdu. Eğer, kul kendini korumayı beceremezse, şeytanın kötülükleri, bacaklarının arasından böyle akardı. Kötülükler eline bulaşmıştı şimdi…
’Nereye?’’ dedi şoför.
Sahi, nereye gidiyordum ben?
Acıya gidiyordum.
Neden yalnızdım?
Yalnızdım, çünkü acı sadece tek kişilikti. Korku tek kişilikti. Bir kişi kanser olurdu. Bir kişi korkardı. Bir kişi öderdi bunun vebalini.
Diğerleri seyirciydiler. Diğerleri üzülebilirdi, paylaşabilirdi, yardımcı olabilirdi. Ama, kanser ve korku. O dipsiz kuyu gibi karanlık ve derin korku tek bir kişinindi. Tek kişinin.
Spock’ın kitaplarına satır satır bakarak büyütüyorlardı. Sonraları bu kitap, birçok dile olduğu gibi Türkçe’ye de çevrilmiş ve dünyayı Dr. Spock’ın disipliniyle büyümüş çocuklar sarmıştı. Bu çocuklar, analarını kendilerine köle etme zevkinden mahrum bırakılmış bir kuşaktı. İstedikleri kadar ağlasınlar, yırtınsınlar, bağırmaktan fıtık olup, sesleri kısılsın, dakikası dakikasına tam zamanı gelmeden, yani Dr. Spock’ın tespit ettiği, üç veya dört saatleri dolmadan asla biberonlarına kavuşma, kucağa alınma olanakları yoktu. Ben de ilk aylarda, bebeğimin kölesi olacağıma, Dr. Spock’ın esiri olmuştum.

…komik olmaya, cesur olmaya ve gülmeye çalışıyordum. Ama gülümsemem çirkin bir yırtık gibi duruyordu titreyen dudaklarımda.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s