Monthly Archives: May 2010

The Art of Racing in the Rain – Garth Stein

Standard

“The car goes where the eyes go.”

“We were both sattelites orbiting Denny’s sun, struggling for gravitational supremacy. Of course, she had the advantage of her tongue and her thumbs, and when I watched her kiss and fondle him sometimes she would glance at me and wink as if to gloat: Look at my thumbs! See what they can do!”
“I don’t understand why people insist on pitting the concepts of evolution and creation against each other. Why can’t they see that spiritualism and science are one? That bodies evolve and souls evolve and the universe is a fluid place that marries them both in a wonderful package called a human being. What’s wrong with that idea?”
“I vowed not to be a squeaky wheel in any way.”
“Mute by design, I have been able to study the art of rhetoric unfettered by ego and self-intrest, and so I know the answers to these questions.”
“It’s possible I was witnessing a living interpretation of an antique pornographic penny bank, similar to one I saw in a movie called The Stunt Man, which depicted a bear copulating with a girl on a swing.”
“To live every day as if it had been stolen from death, that is how I would like to live. To feel the joy of life, as Eve felt the joy of life. To seperate oneself from the burden, the angst, the anguish that we all encounter every day. To say I am alive, I am wonderful, I am. I am. That is something to aspire to. When I am a person, that is how I will live my life.”
“His dark, bushy eyebrows hung over his small eyes like hairy caterpillars; he spoke with an Irish lilt.”
Advertisements

Geniş Zamanlar – Ayşe Kulin

Standard
Tanrım, ne manasız ve ne uzun bir adam. Kendi ülkemin orta boylu, tıknaz, kıçı yere yakın ve kadınlara hizmeti zül sayan esmer erkeklerine müthiş bir hasret duyuyorum birden.
Sütlerin içinde boğul emi, süt tenli İngiliz.
Ben kendimi insandan bile saymıyorum, hanım, demişti Fatik, Bu alına yazılanı, hiçbir gurşun sökemez. Eliyle alnına vurmuştu çat çat.
Öyle anlatıyordu Fatik ve öyle bir umutsuzluğa düşürüyordu ki beni, sanki bu ülkede, o kadınların geçmiş ya da gelecek zamanları yoktu. Onlar, hep geniş zamanlarda yaşarlardı. Dünleri de yarınları da bugündü; böyle gelmiş böyle giderdi, hiç değişmeden!
Ne de olsa hücrelerine sinmişti kondu kültürü.
Saf Zehra! Gecekondu çevresinin dışındaki kadınların hırpalanmadığını zannetmişti hep. Benim sosyal sınıfımdaki hemcinslerinin her zaman bakımlı, alımlı ve mutlu olduklarını sanıyor, öykünüp duruyordu bizim gibilere. Anası içinse, kadın doğuştan kısmetsizdi, kural olarak.
‘’İster zengin, ister fakir olsun, garı kısmının gaderi değişmez, dedim ama, anlatamamdım,’’ demişti Fatik, ‘’Şimdi gördü işte gözleriğnen.’’
Ben onu nasıl sevmiyor ve istemiyorsam, kocam da bana karşı aynı duygular içinde. Aynı yolun yolcularıyız; benim gibi, derin, dipsiz ve karanlık bir kuyuda yaşıyor o da. Onu kuyusuna kim itti acaba?
Ne demişti hoca, şeytan böyle gelir girerdi insanın ruhuna işte. Uykuda! Sinsice girer, bedenine sahip olurdu. Eğer, kul kendini korumayı beceremezse, şeytanın kötülükleri, bacaklarının arasından böyle akardı. Kötülükler eline bulaşmıştı şimdi…
’Nereye?’’ dedi şoför.
Sahi, nereye gidiyordum ben?
Acıya gidiyordum.
Neden yalnızdım?
Yalnızdım, çünkü acı sadece tek kişilikti. Korku tek kişilikti. Bir kişi kanser olurdu. Bir kişi korkardı. Bir kişi öderdi bunun vebalini.
Diğerleri seyirciydiler. Diğerleri üzülebilirdi, paylaşabilirdi, yardımcı olabilirdi. Ama, kanser ve korku. O dipsiz kuyu gibi karanlık ve derin korku tek bir kişinindi. Tek kişinin.
Spock’ın kitaplarına satır satır bakarak büyütüyorlardı. Sonraları bu kitap, birçok dile olduğu gibi Türkçe’ye de çevrilmiş ve dünyayı Dr. Spock’ın disipliniyle büyümüş çocuklar sarmıştı. Bu çocuklar, analarını kendilerine köle etme zevkinden mahrum bırakılmış bir kuşaktı. İstedikleri kadar ağlasınlar, yırtınsınlar, bağırmaktan fıtık olup, sesleri kısılsın, dakikası dakikasına tam zamanı gelmeden, yani Dr. Spock’ın tespit ettiği, üç veya dört saatleri dolmadan asla biberonlarına kavuşma, kucağa alınma olanakları yoktu. Ben de ilk aylarda, bebeğimin kölesi olacağıma, Dr. Spock’ın esiri olmuştum.

…komik olmaya, cesur olmaya ve gülmeye çalışıyordum. Ama gülümsemem çirkin bir yırtık gibi duruyordu titreyen dudaklarımda.

Here on Earth -Alice Hoffman

Standard
6f443-here2bon2bearth
“The way he wouldn’t meet anyone’s eyes. The way he seemed to fold up inside himself, going farther and farther inside, until the part of him having dinner at their table was only the smallest corner of his soul.”
“March doesn’t cry now; she’s far too busy for anything like that. Still, there are mornings when she wakes with tears in her eyes. That’s when she knows she’s been dreaming about him. And although she never remembers her dreams, there’s always the scent of grass on her pillow, as if the past were something that could come back to you, if you only wished har enough, if you were brave enough to call out his name.”
“A busybody and a pain in the neck, but she never judged what she didn’t understand and that, Hollis knows, is rare.”
“If you can’t change a fact of life, then be smart enough to walk away from it, that’s always been Hollis’s motto. Walk away fast.”
“Julie, the woman who had become his wife, was said to be the sweetest girl in town. There was something peaceful about her, as if snow had settled down inside her soul.”
“At twenty you’re convinced you know everything, but forty is even worse; that’s when you’ve realised no one can know everything, and yet when it comes to certain situations you still believe yourself to be an absolute expert. When all is said and done, the weather and love are the only two elements about which one can never be sure. That’s what you learn at sixty, and, as it turns out, no one is ever surprised by this bit of news.”
“It’s the way it was, isn’t it, when you were so young the future seemed limitless, and it was impossible to tell where you ended and he began.”
“Blood buys things and it always has.”