The Toymaker – Liam Pieper

Standard

I was a little reluctant to read this book as it’s Pieper’s first novel even though I really enjoyed his memoir, The Feel-Good Hit of the Year, which I read last year.

I met him in Bali during Ubud Writers and Readers Festival some years ago along with beloved Rayya Ellias and some other authors from different countries as well. He looked so young to me to have the life experience to be a good writer. Well I was wrong. Because The Toymaker—just like Pieper’s memoir—is a very well researched, intricately pieced together and emotionally mature first novel.

If you’re a writer yourself, not many authors can actually surprise you. This seems to be a reoccurring theme with me these days. I did guess certain parts of the story even way before they actually happened but the last twist did take me by surprise. I highly recommend The Toymaker.

16 the toymaker

Here’s my favourite lines from the book:

The nephews had the excitable inbred quality that lurked inside all Irish, expressing itself like bad poetry across the features.

She considered herself a realist, and while she’d never managed to make a relationship last very long before Adam, growing around her chaotic, fabulist parents had inadvertently educated her in exactly what a marriage was, which was a contract to be negotiated time and again as the currencies brought to the table—sex, loyalty, companionship, family—waxed and waned.

This was an empire that had carved itself out of snow and sadness, a nation of people where each had been given both a life not worth living and an iron will to survive.

She wondered what it meant about the species that the internet was the pinnacle of human achievement and democracy, and it had become a giant scream of loneliness and insanity.

‘They say there are no atheists at the end of a gun.’

‘But anger is unproductive. It is useful for a minute, if you need to flee, if you need to fight, but in the camps, neither of those things were an option, and in the aftermath, even less so. Those of us who survived had to learn to temper our hatred, or it would destroy us. We are not machines designed to be run red hot. We must rest, we must heal. If we cannot let go of fear and hatred, we will always be in the camps.’

A man needs to be busy, especially when he’s sad.

I am Russian, after all. Without some kind of angst we feel lonely.

Advertisements

Sevginin Eşsiz Kışı – İnci Aral

Standard

15 sevginin essiz kisi

Sevginin Eşsiz Kışı
Anlam kazanmamış bir fısıltı gibiydi gece.

İçine aldı, canına kattı. Uzak, derin, dipsiz bir boşluğa, karanlığa aktılar birlikte.

İçimde bir gece var ki başkası silkeleyemez o karanlığı.

Bir Gün Sevgiyle
Öğrenmemiştin ki daha, sevmek bir hırpalanma, savrulup dağılma, inatlaşmadır. Hiçbir kesinliği ve kuralı olmayan, havada, geçip giden bir oyundur.

İnsanın kazandığından emin olmadığını, yitirmekten korktuğunu, yitirmiş olduğunu en çok sevdiğini o zaman bilmiyordun sen Bersu. Ne çok zaman aldı bunu öğrenmen. Sevmenin unutmaya çalışmak demek olduğunu ne zor anladın.

Sevmek insanın yaşamında bir geçiş noktası, diye düşündü. Kendini arayıp bulmaya giden yolda önemli bir durak.

Sevmenin, o yükselişin ne olursa olsun durulmaya, yatışmaya yazgılı çok renkli bir yalnızlık olduğunu sonunda öğrendiğini düşündü.

Fırtına Kuşu
Sen beni hiçbir zaman gerçek anlamda özlemedin, dedim. Kafanda taşıdığın bir düşünceydim ben. Yalnızlık duyduğunda oyalandığın bir resim. Asla tedirginlik ve sorun yaratmaması gereken bir gölge kadın. Soyut bir varlık.

Ama şimdi yaşananlardan kalabilecek olanı da yok etmekten korkuyoruz ikimiz de. Yangından önce kurtarılacak ne sence? Dostluk mu?

Unutmak mı? dedi. Seni kafamdan atmayı başardığım kısacık sürelerde bile geçiştirilmiş, daha doğrusu ertelenmiş bir ağrıydın içimde.

Kendini savunurken beni suçlamaya gereksinmen olduğunu biliyorum, dedim. Haydi üst üste ekle yanlışlarımı, toplayıp çıkararak, bölüp çarparak… Sonuç olarak yüklü bir toplam kuruyorsun kafanda değil mi?

Fuat Paşa Konağı
Sen evde dırdırcı bir karısı, üç beş kedisi, saksılar dolusu çiçeği olabilecek bir adamsın.

Sevgi bitmemişti, soluğumuz kesilmişti.

Buluşma
İçinde yaşadığın dünya solmuş bir kumaş gibi renk atmıştı. Önümüzdeki yıllardan ürküyordun.

Kutu
Ev, karanlık ve gizliydi. Nedenini düşünmeden çekmek zorunda olduğuna inandığı çile için bulunmaz bir yerdi sanki. Işık sızmaz kara bir çukurdu.

Akçam yemeğini ocağa koyduğunda her yer toplanmış, temizlenmiş, yerini bulmuş olurdu. Öğle sonundan akşamüzerine kadar sürecek ve çocuklar okuldan geldiğinde yeniden bozulmaya başlayacak olan o kısa süreli düzeni sağlamak için yaşadığını düşünürdü çoğu zaman Solmaz.

Hiç kimse olmak istediği, olduğunu sandığı, olabileceğini düşündüğü insan değil zaten. Ama bunu anlamak çok uzun sürüyor.

Arabesk Yerine
İnsanın duygularının ona öğretilmiş, değer olarak belletilmiş yargılarla pek uyuşmadığını sezdi keskin bir iç acısıyla.

Son Ada – Zülfü Livaneli

Standard

13 son ada

“Hayattan öğrendiğim bir şey var. Her yerde kötülük çok kuvvetli ve zor yeniliyor. İyilik daha zayıf kalıyor.”

Biz insanlar evren hakkında düşünürüz, yargılara varırız ama evrenin bizim hakkımızda ne düşündüğünü hiç merak etmeyiz.

Tebaasının yüzüne bakma alçakgönüllülüğünü gösteren kaknem bir prenses gibiydi.

“Evet, ülke yönetmeyi siyasi, etnik ve dini grupları birbirine düşürmek olarak anlayan bir kafası vardı. Bunu yüksek siyaset olarak görüyordu.”

Kişiliğinin bir noktasına, kimsenin aşamadığı bir set çekmişti. Oraya kadar gelip duvara dayanıyordunuz.

“Eşitlik, dostluk, demokrasi.. Bunlar hep zayıfların uydurduğu saçmalıklar. Çünkü onların yaşayabilmek için bu gibi kavramlara ihtiyacı var. Güçlünün ise bir tek isteği var: Daha fazla güç!”

Yasak tanımaz rüzgar
Zincir vurulamaz martıya
Bir de insanın kalbine

Martıların çok akıllı ve örgütlenebilen bir tür olduğunu okumuştuk ama bir kısmının kiremit kırma, bir kısmının insanlara saldırma işine ayrıldığını, bazı martıların ise birer kamikaze gibi intihar saldırısı yapma görevini üstlendiğini anlayınca gördüklerimize, duyduklarımıza inanamaz hale geldik.

Ne yapayım sevgili dostum, ben hiçbir zaman senin kadar kararlı, senin kadar tutarlı olamadım. Topluluktan bu kadar ayrı düşünmeye, bu kadar tek başına kalmaya cesaretim yoktu. Sen her zamanki gibi haklıydın, doğruları cesaretle savunmak, ileride daha az zarar görmek için başvurulması gereken en önemli yoldu ama, şimdi itiraf edebilirim ki martıların vahşeti beni de ürkütmüştü.

15

Bundan sonraki sekiz ay, boş bir kitap sayfası kadar olaysız ve tekdüze geçti.

Kafamdaki iyilik-kötülük düğümü biraz daha dolaşmış, biraz daha karmaşıklaşmıştı.

Ben sesimi çıkarmadım çünkü son aylarda yaşadıklarım, bana bir şeyi aklımdan hiç çıkmayan bir hayat dersi olarak öğretmişti: Ne yaparsan yap, ama adalıların rüyalarını çalmaya kalkma. Bir umuda bağlanmak isteyen komşularına bunun yalan olduğunu söyleme, kimseyi gerçekçi olmaya çağırma. Çünkü bunalan insanların, yalan bile olsa bir umuda sığınma ihtiyaçları, gerçeği söyleyenlerden nefret etmesine yol açıyor.

Bir gözyaşı, zevk ve şefkat cibinliğiyle örtülmüş gibi birbirimize sarıldığımız anlar, gerçekten de yaşamımın en –belki de tek– değerli anlarıydı.

Kulak misafiri olduğum bu konuşulanlar, insanoğlunu anlama yolundaki bütün çabalarımın boşuna olduğunu gösteriyordu bana.

Biz boyun eğdiğimiz ve adım adım içine sürüklendiğimiz zulmün ne kadar kötüleşebileceğini tahmin edemediğimiz için yenilmiştik.

The Girl on the Train – Paula Hawkins

Standard

I thought The Girl on the Train was a bit depressing like most psychological thrillers. Anyway, here’s my favourite bits and pieces from the book:

Hollowness: that I understand. I’m starting to believe that there isn’t anything you can do to fix it. That’s what I’ve taken from the therapy sessions: the holes in your life are permanent. You have to grow around them, like tree roots around concrete; you mould yourself through the gaps.

I have never understood how people can blithely disregard the damage they do by following their hearts. Who was it said that following your heart is a good thing? It is pure egotism, a selfishness to conquer all.

There’s something comforting about the sight of strangers safe at home.

it’s possible to miss what you’ve never had, to mourn for it.

I have lost control over everything, even the places in my head.

Life is not a paragraph, and death is no parenthesis. (This is a reference to an e. e. cummings poem within the author’s work)

When did you become so weak?” I don’t know. I don’t know where that strength went, I don’t remember losing it. I think that over time it got chipped away, bit by bit, by life, by the living of it.

There’s nothing so painful, so corrosive, as suspicion.

I want to drag knives over my skin, just to feel something other than shame, but I’m not even brave enough for that.

But I did become sadder, and sadness gets boring after a while, for the sad person and for everyone around them.

Let’s be honest: women are still only really valued for two things—their looks and their role as mothers.

I’m playing at real life instead of actually living it.

And I’ve just got to let myself feel the pain, because if I don’t, if I keep numbing it, it’ll never really go away.

I am not the girl I used to be. I am no longer desirable, I’m off-putting in some way. It’s not just that I’ve put on weight, or that my face is puffy from the drinking and the lack of sleep; it’s as if people can see the damage written all over me, can see it in my face, the way I hold myself, the way I move.

It’s impossible to resist the kindness of strangers.

But then I think, this happens sometimes, doesn’t it? People you have a history with, they won’t let you go, and as hard as you might try, you can’t disentangle yourself, can’t set yourself free. Maybe after a while you just stop trying.

Sometimes I catch myself trying to remember the last time I had meaningful physical contact with another person, just a hug or a heartfelt squeeze of my hand, and my heart twitches.

It’s ridiculous, when I think about it. How did I find myself here? I wonder where it started, my decline; I wonder at what point I could have halted it. Where did I take the wrong turn?

It’s impossible to resist the kindness of strangers. Someone who looks at you, who doesn’t know you, who tells you it’s OK, whatever you did, whatever you’ve done: you suffered, you hurt, you deserve forgiveness.

They’re what I lost, they’re everything I want to be.

It Works: The Famous Little Red Book That Makes Your Dreams Come True! – RJH

Standard

11 it works the famous little book

It Works: The Famous Little Red Book that Makes Your Dreams Come True! by RHJ is a short book, pamphlet really, on the Law of Attraction. It’s a bit like a very short version of The Secret by Rhonda Byrne.

It was mentioned in a group on Facebook this morning which grabbed my attention and then I found a free copy of it. Of course, it didn’t take to read it.

The interesting thing about the topic (law of attraction, that is) is the fact that Abraham Hicks materials cover this in depth, but It Works was published in 1926, long before Abraham and The Secret. This was, in fact, one of the first published books of its kind and even influenced the writings of Napolean Hill.

 

 

Kırmızı Saçlı Kadın (The Red-Haired Woman) – Orhan Pamuk

Standard

28718879

Daha o zaman bile düşüncelerin kafamıza bazen kelimelerle, bazen da resimlerle geldiğini anlamıştım. Bazen bir fikri kelimelerle düşünemezdim bile…

Babam uzun bir süre bizi aramadı. Bazen babamın yüzünü hatırlayamıyordum. Sanki bir an elektrikler kesilmiş de gözümün önündeki her şey kaybolmuş gibi hissediyordum o zaman.

Çocuktum; o benim arkadaşım, hatta babam değil, ustamdı. Onda babalık bulan bendim.

Kırmızı Saçlı Kadın’ın arada bir aklıma geldiğini değil Ali’den, aslında kendimden bile saklamak istiyordum.

Hayatta rastlantı diye geçiştirdiğim şeylerin aslında bir anlamı olduğunu tiyatroda öğrendim.

Başımız derde girmesin diye solculuğu biraz sulandırdık.

Çünkü eski masal ve efsanelerdeki şeyler en sonunda gelir başınıza. Ne kadar çok okur, efsanelere ne kadar çok inanırsanız, o kadar çok gelir. Zaten dinlediğin hikâye başına geleceği için ona efsane dersin.